Belgin Altop – Yardım Et Çözeyim Düğümlerimi – Pdf Kitap İndir

0 10

Bu makalemizde sizlere  ile alakalı ayrıntılı haber tanımı yazısını paylaştık. Yazımızda ayrıca BAŞLIK İzle gibi yanıtları da bulabilirsiniz.

Kim, ben hiç yaşanmamış olanı yazıyorum diyebilir acaba? Yaşanmamışı, hangi sözcükleri bulup nasıl ifade edebilirsin? Yaratıcılığım, yaratıcımın öngördüğü ve bana nasip ettiği kadardır. Ne daha eksik ne de daha fazla… Kadercilikten söz etmediğimi bilen bilir. Benim kader anlayışım Belgin’cedir… Dünyaya gelmeden önce ya da gelirken bir kontrat yaptığımı düşünürüm, hissederim, sezerim (adına her ne derseniz deyin, inancım budur) ve o kontratın maddelerini elimden geldiğince –zaman zaman çelişkilere düşerek– yaşadığıma ve yerine getirdiğime inanırım Bir zamanlar çelişkilerin yanı sıra isyanları da yaşardım, ama galiba bunun adına “büyümek” deniyor. İsyanların yerini “Tamam, peki o zaman… Bu durumu aşabilmek için şimdi ne yapmalıyım?” aldı. Bu da nasıl ama nasıl rahatlattı beni anlatamam. İnanın, klişe değil; kendiliğinden oluşan ve kendiliğinden yaşanan bir durum bu. Bugüne kadar yazdıklarım oldu, hatta çizdiklerim bile oldu; ama bunları en yakınlarım dışında hiç kimseyle paylaşmadım. Sustuklarım, zaman zaman büyüdü içimde, dışarı vur bizi dedikleri oldu. Hep konuştum, hep anlattım; ama derslerimde, ama ofisimde… Yazarak değil, konuşarak paylaştım, hâlâ da paylaşıyorum. Yaşadığım ve sesim çıktığı sürece her yerde, her sorana anlatırım bildiklerimi; sevinçle, istekle… O ayrı. Bugün artık yazmak da istiyorum. Yazıp, dileyenlere yaymak istiyorum. Eski yazdıklarımı raftan çıkarmayı değil, bugünün “kendi çapında büyümüş Belgin’i” olarak yaşanan, yaşanmakta olan ve yaşanacak ne varsa (yok, tabii o kadar da değil…), yaşamdan derlediklerimi öykü olarak paylaşmak isteğiyle yanıp tutuşuyorum. “Yaşanmakta olan ve yaşanacak ne varsa” aşırı oldu. Yaşanmamışları da içimden geldiğince, sezgilerimin gücüyle bulup çıkararak, ya yaşansaydı tadında yazmaktan söz ediyorum.







Yani, yola böyle çıktım… Bu arada, unutmadan söylemeliyim ki tüm “insan” karakterlerim yaratılmış karakterlerdir. Hiçbiri, hiç kimseyle bire bir örtüşmüş değildir. Bunu önemle vurgulamak isterim. İtiraf edeyim: Zaman zaman bazı sahici karakterlerden esinlenmişimdir, ama onların bile beş- onunu bir araya toplayıp hepsinden tek bir karakter oluşturmuşluğum da vardır. Buna ÖNSÖZ diyelim mi? Yaradanıma sığındım, yaratıcılığımın sınırlarını zorlamak üzere yola çıktım. Bazı monolog-öykülerin bazı archaisch başlıkları (ama yalnızca bazılarının, hepsinin değil): Bilmek, bulmak, bildiklerimi hatırlamak istiyorum. • Her neysen gel artık; sen bul beni, sen bil beni… • Bunlar hep sınavlarımız. Sınav, sınav, nereye kadar? • ‘Buraya kadarmış,’ demek ne mümkün! • Can çıkar, huy çıkmaz mı acaba? • Sonuna kadar gideceğim! • Olmayan, olmamıştır… Olmayanı olduramaz mısın gerçekten? • Sevgi insanı öldürür mü? Sevgisiyle kimse kimseyi öldürür mü? • Son nerede? Hangi son? • Buldum mu yoksa? • Bildim mi yoksa? • Hatırlatın lütfen… • Beklentilerimiz • Bilinene meydan oku, bilinmeyeni kucakla. • Kime ne söylediğini hatırlayabilmek için en doğrusu, doğruyu söylemek • Gelen her otobüse binersen yanarsın! • Dikiz aynasına sürekli bakarsan gider, önündekine toslarsın! • Duygusal zekâmı geliştirmek elimde. • İçindeki çocuk, çocuk kalmasın; ama coşkusunu yitirmesin… • Üzerinde çalışılması gereken 11 temel prensip (Albert Ellis: REBT) • Otojenik Eğitim (Johann Schult)

.

style="display:block" data-ad-client="ca-pub-6299590809678581" data-ad-slot="7470993030" data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true">
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.